oowine

Sekiz bin yıl.Tek kadeh.

Neolitik çağın kil küplerinden elinizdeki kadehe, kaydırdıkça açılan bir şarap tarihi.

Kaydırın, kadeh dolsun

I. Bölüm Gürcistan · Ermenistan · Anadolu · İran

MÖ 6000

MÖ 6000 civarı

Gürcistan’ın Kaheti bölgesindeki İkalto Manastırı’nda, ağaçların altında çimenlere yatırılmış, yıpranmış kil kvevriler
İkalto Manastırı’nda kvevriler, Kaheti, Gürcistan. Fotoğraf: Bernard Gagnon, Wikimedia Commons, CC BY 4.0 Kaynak

İlk Bağbozumu

Güney Kafkasya ile Doğu Anadolu’nun Neolitik köylerinde yabani üzüm evcilleşiyor.

Son buzullar çekildikten birkaç bin yıl sonra, Karadeniz ile Hazar arasındaki ormanlık yamaçlarda bir yerde, Şulaveri-Şomu kültürünün köylüleri o güne dek kimsenin yapmadığı bir şey yaptı. Yabani üzümleri topladılar, ezdiler ve suyunu kil kaplarda kendi hâline bıraktılar. Gerisini maya halletti.

Kanıt neredeyse görünmez: çömlek parçalarının iç yüzüne tutunmuş belli belirsiz bir tartarik asit izi, yanında da üzüm polenleri ve sirke sineği kalıntıları. Ama bu kadarı bile bilinen en eski şarabı MÖ 6000 civarına, bugünkü Gürcistan topraklarına yerleştirmeye yetiyor. Biraz daha sonra ve biraz daha güneyde aynı hikâye bir kez daha yaşanıyor: İran’ın Zagros Dağları’nda ve Ermenistan’da, Arpa Nehri’ne bakan bir mağarada. O mağarada Bakır Çağı’ndan kalma koca bir şaraphane eksiksiz olarak günümüze ulaşmış.

Bu insanların kullandığı kap bugün hâlâ var. Toprağa boynuna kadar gömülen, yumurta biçimli büyük kil küp kvevri, sekiz bin yıldır hiç ara vermeden kullanılıyor. Hikâye onunla başlıyor ve göreceğimiz gibi yine ona dönüyor.

  • Gürcistan’daki Gadaçrili Gora ve Şulaveris Gora’dan çıkan çanak çömleğin içinde, MÖ 6000–5800 civarına tarihlenen tartarik asit kalıntısı bulundu.
  • İran’ın Zagros Dağları’ndaki Hacı Firuz Tepe’de MÖ 5400 civarından kalma, ağzı ağaç reçinesiyle kapatılmış şarap küpleri ortaya çıktı.
  • Ermenistan’daki Areni-1 mağarası (MÖ 4100 civarı) bilinen en eski şaraphane: üzümlerin ayakla ezildiği zemin, presi ve mayalanma küpleriyle olduğu gibi duruyor.
  • Genetik çalışmalar Vitis vinifera’nın evcilleştirilmesini yaklaşık 11.000 yıl öncesine, Kafkasya ve Batı Asya’ya dayandırıyor.

II. Bölüm Mısır · Mezopotamya · Levant

MÖ 3000

MÖ 3000 civarı

Bir asma çardağının altında üzüm toplayan ve teknede üzümleri ayaklarıyla ezen adamları gösteren Mısır mezar resmi
Bağbozumu ve şarap presi, kraliyet katibi Userhat’ın mezarı (TT56), Teb, MÖ 1420 civarı. The Yorck Project, Wikimedia Commons üzerinden, kamu malı Kaynak

Firavunların Şarabı

Nil Deltası’ndan Fırat kıyılarına, şarap artık kralların, tanrıların ve ölülerin içkisi.

Piramitler yükseldiğinde şarabın çoktan bir bürokrasisi vardı. Mısır başlangıçta pek üzüm yetiştiremiyordu; ilk firavunlar Kenan’dan gemi gemi şarap getirttiler, ardından Nil Deltası’nın verimli adacıklarında kendi bağlarını kurdular. Asmalar çardaklara sarıldı, üzümler büyük teknelerde ayakla ezildi, şıra da amforalara konup kraliyet mührüyle kapatıldı.

Bu işin hiçbir yanı gelişigüzel değildi. Tutankamon’un mezarında bulunan küplerin üzerinde firavunun saltanat yılı, bağın yeri, bağın ait olduğu malikâne ve baş şarapçının adı yazar. Bordeaux’dan üç bin yıl önce Mısır’da rekolteler, menşe adları ve üreticiler vardı.

Burada şarap hiçbir zaman sadece bir içki olmadı. Osiris’in kanıydı; tanrılara sunulur, sonsuzluk yolculuğunda ölülere eşlik etsin diye mezarlara konurdu. Arpa birasının temel içki olduğu Mezopotamya’da ise şarap, Ermenistan dağlarından Fırat’ın sularıyla güneye inerdi. Tapınaklara ve krallara yakışan bir lükstü; asmanın hâlâ en iyi doğduğu topraklarda yetiştiğini de hatırlatıyordu.

  • Kral Akrep I’in Abidos’taki mezarında (MÖ 3150 civarı) Levant’tan getirilmiş, incir ve otlarla tatlandırılmış yaklaşık 700 küp şarap vardı.
  • Nakht’ın mezarındakiler (MÖ 1400 civarı) gibi duvar resimleri işin her aşamasını gösteriyor: üzüm toplama, ayakla ezme, presleme ve küplerin mühürlenmesi.
  • Tutankamon 26 şarap küpüyle gömüldü. Her birinin üzerinde yıl, bağ, malikâne ve şarap ustasının adı yazılıydı: dünyanın ilk şarap etiketleri.
  • Mezopotamya’da gündelik içki biraydı. Şarap kuzeydeki yaylalardan nehir yoluyla gelir, tapınaklara ve saraylara giderdi.

III. Bölüm Ege · İtalya · Galya · Hispanya · Ren

MÖ 800

MÖ 800 – MS 400 civarı

Bir gemide ayakta duran Dionysos’u ve çevresinde yunusa dönüşen korsanları gösteren Roma mozaiği
Dionysos ve Tiren korsanları, Dougga’dan Roma mozaiği, MS 260-280 civarı, Bardo Ulusal Müzesi, Tunus. Fotoğraf: DrRachT, Wikimedia Commons, CC0 Kaynak

Tanrılar, Sempozyumlar ve Lejyonlar

Yunanlar şaraba bir tanrı ve bir felsefe, Roma ise bir imparatorluk kazandırıyor.

Şarabı Yunanlar icat etmedi ama şarap fikrini onlar icat etti. Dionysos’la ona hem coşku hem tehlike demek olan bir tanrı verdiler; sempozyumla da bir ritüel: uzanmış erkeklerin felsefe tartıştığı, bir sofra başının kratere ne kadar su katılacağına karar verdiği bir oda. Usulünce sulandırılmış şarap medeniyetti. Sek içmekse barbarların işiydi.

Yunan gemileri nereye gittiyse asma da peşinden gitti: Sicilya’ya, İtalya çizmesinin topuğuna ve burnuna, Galya kıyısındaki yeni koloni Massalia’ya. Sonra Roma işi devraldı ve en iyi bildiği şeyi yaptı: büyüttü. Columella ve Plinius gibi yazarlar üzüm çeşitlerini, asma terbiye sistemlerini ve ünlü bağları tek tek kayda geçirdi. Campania yamaçlarının Falernum’u, adıyla ve yılıyla aranan ilk şarap oldu. Pompeii’de meyhaneler, cebinde bozukluğu olan herkese kadeh kadeh şarap satardı.

Ve lejyonlar kuzeye yürüdü. Rhône, Mosel, Ren ve Tuna boyunca askerler ve yerleşimciler, ileride Burgonya’yı, Almanya’yı ve Avusturya’yı şarap ülkesi yapacak bağları diktiler. İmparatorluk çöktü, asmalar kaldı.

  • Yunanlar şarabı bir kraterde suyla karıştırarak içerdi; sek içmek barbarlık sayılırdı.
  • Yunan kolonistler MÖ 600 civarında asmayı Sicilya’ya, Güney İtalya’ya ve Massalia’ya (Marsilya) taşıdı. Güney İtalya’nın adı Oenotria, yani bağlar ülkesi oldu.
  • MÖ 121’in ünlü Opimius rekoltesi, yüz yılı aşkın bir süre sonra bile hâlâ içiliyor, hâlâ övülüyordu.
  • Roma lejyonları ve yerleşimcileri Rhône, Mosel, Ren ve Tuna boylarına bağ kurdu. Avrupa’nın bugünkü şarap haritasının iskeleti o bağlardır.

In vino veritas.

Yaşlı Plinius, Naturalis Historia, XIV. Kitap

IV. Bölüm Burgonya · Ren · Şampanya · İran

MS 500

MS 500 – 1500 civarı

Eberbach Manastırı’nın tonozlu taş mahzeninde sıra sıra dizilmiş ahşap şarap fıçıları
Rheingau’daki Sistersiyen manastırı Kloster Eberbach’ın şarap mahzeni. Fotoğraf: Dguendel, Wikimedia Commons, CC BY 3.0 Kaynak

Keşişlerin Yüzyılları

Roma çökünce asmayı manastırlar yaşatıyor; şarabın nereden geldiğinin önemli olduğunu da onlar keşfediyor.

Batı Roma çöktüğünde yollar, ticaret ve şehirler de onunla birlikte gitti. Şarap ayakta kaldı, çünkü Kilise onsuz yapamıyordu. Her ayin şarap istiyordu, her manastır kendi şarabını yapmak zorundaydı ve manastırlar, krallardan ve savaş beylerinden farklı olarak yüzyıllarca yaşadı. Kayıt tuttular. Bir yamacı yanındakiyle karşılaştırdılar. Zamanları vardı.

Bu sabır hiçbir yerde Burgonya’daki kadar ileri gitmedi. Cîteaux’nun Sistersiyenleri Clos de Vougeot’yu dikip etrafını taş duvarla çevirdiler ve kuşaklar boyunca bir parselden çıkan şarabın, birkaç metre ötede yapılandan her seferinde farklı bir tat verdiğini öğrendiler. Sınırları çizdiler, climat’lara ad verdiler ve dünyaya bir şarabın bir yere ait olabileceği fikrini armağan ettiler. Ren boyunca Johannisberg’deki Benediktinler ve Eberbach’taki Sistersiyenler de aynısını yaptı; 1435’te bir kâhyanın defterine Riesling adında yeni bir üzüm geçti.

Şarabın Orta Çağ hikâyesi yalnızca Hristiyan dünyasına ait değil. Asmanın her zaman yetiştiği İran’da şairler kadehi aşkın ve vecdin simgesine dönüştürdü. Hayyam ve Hafız şarabı edebiyata öyle derinden işlediler ki bir daha oradan hiç çıkmadı.

  • Kilisenin komünyon ayini için şaraba ihtiyacı vardı, bu yüzden her manastırın bir bağı olmalıydı. Benediktin ve Sistersiyen tarikatları Avrupa’nın büyük şarap malikânelerine dönüştü.
  • Cîteaux’dan (kuruluşu 1098) gelen Sistersiyen keşişler Clos de Vougeot’nun çevresini duvarla ördü ve rivayete göre toprağın tadına bakarak Burgonya’nın climat’larını haritaya döktü. Terroir kavramı böyle doğdu.
  • Riesling adı ilk kez 1435’te, Ren kıyısındaki Rüsselsheim’da tutulmuş bir mahzen envanterinde geçer.
  • Hristiyan dünyasının dışında şarap şiirde yaşadı: Ömer Hayyam’ın rubaileri ve Hafız’ın gazelleri, yasakların hüküm sürdüğü yerlerde bile kadehi övdü.

Şarabın keşişlere göre bir içki olmadığını okusak da, zamanımızın keşişlerini buna ikna etmek mümkün olmadığından, hiç değilse ölçülü içmekte anlaşalım.

Aziz Benedictus’un Kuralı, 40. bölüm (530 civarı)

V. Bölüm Meksika · Şili · Ümit Burnu · Madeira · Şampanya · Bordeaux

1500

1500 – 1855

1502 tarihli Cantino planisferinden, pusula gülleri ve rota çizgileriyle Brezilya ile Afrika arasındaki Atlas Okyanusu’nu gösteren bir ayrıntı
Cantino planisferi (ayrıntı), adı bilinmeyen Portekizli bir haritacı, 1502. Biblioteca Estense Universitaria, Modena, Wikimedia Commons üzerinden, kamu malı Kaynak

Gemiler, Şişeler ve Yeni Dünya

Asma okyanusları aşıyor, cam ve mantar şarabın yıllanmasını sağlıyor, Bordeaux da listesini yazıyor.

Asmanın Atlas Okyanusu’na ulaşması sekiz bin yıl sürmüştü. İspanyollar onu okyanusun öte yakasına elli yılda taşıdı. Misyonerlerin ayin şarabına, konkistadorların da içecek bir şeye ihtiyacı vardı; asma çelikleri kalyonların ambarlarında Meksika’ya, Peru’ya, Şili’ye ve And Dağları’nın eteklerine yol aldı. Hollandalılar, Doğu Hint Adaları’na giden gemilere ikmal durağı olsun diye Ümit Burnu’na bağ kurdular; bir yüzyıl geçmeden Constantia’nın tatlı şarabı Avrupa saraylarında kadehlere doluyordu.

Avrupa’da ise iki sessiz teknoloji şarabı hiçbir fetihten daha çok değiştirdi. Kömürle çalışan İngiliz fırınları yola dayanacak kadar sağlam cam üretti; uzun zamandır bilinen ama pek kullanılmayan mantar da şişeyi sımsıkı kapattı. Şarap ilk kez mahzene yatırılıp zamanla güzelleşebiliyordu. Deniz yolculuklarına dayansın diye brendiyle güçlendirilen Porto, Madeira ve Sherry bir deniz imparatorluğunun içkileri oldu. Şampanya’da Pierre Pérignon adlı Benediktin bir mahzen sorumlusu, harmanlama sanatını mükemmelleştirmeye on yıllarını verdi; bir asır sonra Clicquot adında genç bir dul, köpüklü şarabı berraklaştırmanın yolunu buldu.

1855’e gelindiğinde şarap bir isim işine dönüşmüştü. Paris fuarı için en iyilerin listesi istenince Bordeaux simsarları Médoc şatolarını fiyatlarına göre beş sınıfa ayırdı. Bir öğleden sonrada yazılan bu liste, bölgede hâlâ sözünü geçiriyor.

  • Hernán Cortés 1524’te Yeni İspanya’daki her yerleşimciye asma dikmeyi emretti; 1550’lere gelindiğinde Peru, Şili ve Arjantin’de bağlar vardı.
  • Jan van Riebeeck 2 Şubat 1659’da günlüğüne şöyle yazdı: “Bugün, Tanrı’ya şükür, Ümit Burnu üzümlerinden ilk kez şarap sıkıldı.”
  • 1630’larda üretilen daha sağlam İngiliz cam şişeler ve mantar tıpalar sayesinde şarap ilk kez yıllandırılabildi. Porto, Madeira ve Sherry, denizcilik çağının güçlendirilmiş şarapları oldu.
  • 1855 Paris Dünya Fuarı için Bordeaux simsarları Médoc şatolarını beş sınıfa ayırdı. Bu liste bugün neredeyse hiç değişmeden duruyor.

Çabuk gelin, yıldızları içiyorum!

19. yüzyılda bir reklamın Dom Pérignon’un ağzına yakıştırdığı söz. Uydurma ama dışarıda bırakılamayacak kadar güzel.

VI. Bölüm Rhône · Bordeaux · tüm Avrupa · Şili

1863

1863 – 1900

Asma filokserasının yaşam evrelerini, yumurtalarını ve asma yaprağında açtığı urları gösteren 19. yüzyıldan bir ders levhası
Stadi della fillossera della vite (ayrıntı), duvar ders levhası, 19. yüzyıl. Museo di Anatomia Comparata, Roma Sapienza Üniversitesi, Wikimedia Commons üzerinden, kamu malı Kaynak

Büyük Bağ Felaketi

Toplu iğne başı kadar bir böcek Avrupa’nın bağlarını kurutuyor; bağcılık baştan kurulmak zorunda kalıyor.

1860’larda Rhône’daki bir köyde birkaç asma sarardı, yapraklarını döktü ve öldü. Ertesi yıl ölü asmaların halkası daha da genişlemişti. Bağcılar suçu havaya, toprağa, demiryollarına attılar. Montpellier’li bir botanikçinin kökleri kazıp üzerlerinde Avrupa’da daha önce kimsenin görmediği minicik sarı bir bitin kaynaştığını bulması beş yıl sürdü.

Filoksera Atlas Okyanusu’nu, Viktorya dönemi bahçıvanlarının birer merak nesnesi olarak getirttiği Amerikan asmalarının üzerinde geçmişti. Amerikan türleri bu böcekle birlikte evrimleşmişti ve ona aldırmıyordu; Avrupa’nın Vitis vinifera’sının ise hiçbir savunması yoktu. Otuz yıl içinde salgın Portekiz’den Kırım’a yayıldı ve kıtadaki bağların üçte ikisi kadarını yok etti. Hükümetler ödüller koydu. Bağcılar kimyasalları denedi, bağları su altında bırakmayı denedi, duayı denedi.

Çözüm sonunda geldiğinde hem zarif hem de insana haddini bildiren cinstendi: Avrupa asmasını bir Amerikan köküne aşılamak. İşe yaradı. Ama bu, 1890’lardan beri yapılan büyük şarapların neredeyse hepsinin yabancı bir anaç üzerinde büyüdüğü anlamına geliyordu. Böceğin hiç ulaşamadığı bir avuç yer, başta Şili, felaket öncesi asmanın yaşayan müzelerine dönüştü. Bu arada Paris’te Louis Pasteur, mayanın aslında ne yaptığını açıklamıştı. Şarap bir bilime dönüşmek üzereydi.

  • Filoksera, Viktorya dönemi bitki meraklılarının getirttiği Amerikan asmalarıyla geldi ve ilk kez 1863’te güney Rhône’da, Pujaut yakınlarında fark edildi.
  • Jules-Émile Planchon suçluyu 1868’de buldu: köklerle beslenen, bir milimetreyi zor geçen bir asma biti.
  • 1890’lara gelindiğinde Avrupa bağlarının kabaca üçte ikisi ölmüştü. Denenen çareler arasında bağları su altında bırakmak, karbon disülfür ve her asmanın dibine canlı bir kara kurbağası gömmek de vardı.
  • Çare, Avrupa asmalarını dayanıklı Amerikan anaçlarına aşılamaktı. Bugün Avrupa’daki asmaların neredeyse tamamı Amerikan kökleri üzerinde büyüyor; Şili ve Güney Avustralya’nın bazı bölgeleri ise bu hastalığı hiç görmedi.

Şarap, içeceklerin en sağlıklısı ve en hijyenik olanıdır.

Louis Pasteur, Études sur le vin, 1866

VII. Bölüm Fransa · Kaliforniya · Avustralya

1900

1900 – 1990

Takım elbiseli yetkililer izlerken bir New York sokağında bir fıçı içkiyi kanalizasyona boşaltan yasak memurları
New York Emniyet Müdür Yardımcısı John A. Leach, bir baskının ardından içkilerin kanalizasyona dökülmesini izliyor, 1921 civarı. Library of Congress, Prints and Photographs Division, kamu malı Kaynak

İçki Yasağı, Menşe Adları ve Paris Tadımı

Yasalar şarabı tanımlıyor, bilim onu dizginliyor ve Paris’teki bir kör tadım haritayı yeniden çiziyor.

Yirminci yüzyıl şarabı durdurmaya çalışarak başladı. ABD’de anayasaya eklenen On Sekizinci Değişiklik şaraphaneleri kapattı. Sektör ayin şarabıyla, “tıbbi” toniklerle ve her haneye yılda iki yüz galon (yaklaşık 750 litre) meyve suyu yapma izni veren bir maddeyle ayakta kaldı; o meyve sularını kimse meyve suyu diye içmedi. Filokseradan sonra sahte şarapla dolup taşan Fransa’da ise devlet tam tersi bir yol tuttu ve keşişlerin bilgisini yasaya geçirdi. 1935’ten itibaren Chablis adını taşıyan bir şarabın Chablis’den gelmesi gerekiyordu.

Sonra bilim mahzene yetişti. Pasteur’ün mayası Peynaud’nun enolojisine dönüştü; sızdıran ahşabın yerini paslanmaz çelik aldı; soğutma sayesinde sıcak bir eylülde fermantasyonlar artık kaynayıp taşmıyordu. Ortaya yeni bir şey çıktı: her seferinde temiz, meyvemsi ve şişeden şişeye aynı olan şarap. Robert Mondavi 1966’da Napa’da bir şaraphane kurdu; Kaliforniya’nın bu tür şarabı herkes kadar iyi yapabileceğine bahse girmişti.

On yıl sonra Paris’teki İngiliz bir şarap tüccarı bu bahsi sınadı. Dokuz Fransız jüri üyesi, şarapları etiketlerini görmeden tadıp birinciliği bir Napa Chardonnay’sine ve bir Napa Cabernet’sine verdi. Salondaki tek gazeteci TIME için çalışıyordu. Haber yayımlandığında şarabın eski haritası çoktan geçerliliğini yitirmişti: Avustralya, Şili, Güney Afrika ve Yeni Zelanda yoldaydı.

  • ABD’deki İçki Yasağı (1920–1933) şaraphanelerin çoğunu kapattı. Ama evde şarap yapımına tanınan bir boşluk üzüm fiyatlarını uçurdu ve yola dayanıklı, kalın kabuklu üzümlerden binlerce dönümlük bağ kurulmasına yol açtı.
  • Fransa 1935’te Institut National des Appellations d’Origine’i kurarak keşişlerin terroir bilgisini yasaya dönüştürdü: AOC sistemi.
  • Émile Peynaud, paslanmaz çelik ve sıcaklık kontrollü fermantasyon sayesinde temiz ve olgun şarap, tarihte ilk kez güvenilir biçimde yapılabildi.
  • 24 Mayıs 1976’da Steven Spurrier’ın düzenlediği kör tadımda Fransız jüri, Chateau Montelena 1973 Chardonnay ile Stag’s Leap 1973 Cabernet’yi Burgonya ve Bordeaux’nun en iyilerinin önüne koydu.

Şarap benim için tutkudur. Ailedir, dostlardır. Gönül sıcaklığı ve ruh cömertliğidir.

Robert Mondavi, Harvests of Joy, 1998

VIII. Bölüm Beaujolais · Friuli · Gürcistan · Anadolu · İngiltere

Bugün

1990 – bugün

Batan güneşe doğru kaldırılmış bir kadeh turuncu şarabı tutan bir el
Gün batımına kaldırılmış bir kadeh turuncu şarap, Turuncu Şarap Festivali, Izola, Slovenya, 2015. Fotoğraf: Sergio Verzier, Wikimedia Commons, kamu malı (sahibi tarafından bağışlandı) Kaynak

Toprağa Dönüş

Doğal şarap, kehribar şarap, ısınan bir gezegen ve her şeyin başladığı kile dönüş.

Yirminci yüzyılın sonunda şarap hiç olmadığı kadar temiz, olgun ve tutarlıydı; küçük bir grup üretici de sorunun tam olarak bu olduğuna karar verdi. Beaujolais’de Jules Chauvet adlı bir kimyagerin öğrencileri yerel mayalara ve yaşlı asmalara döndü, kükürt kullanmayı bıraktı ve ortaya çıkana doğal şarap adını verdi. Dengesizdi, bazen kusurluydu, çoğu zaman da heyecan vericiydi. Yirmi yıl içinde Paris’te, Tokyo’da ve New York’ta ona adanmış barlar açılmıştı.

Kimileri daha da geriye gitti. İtalya-Slovenya sınırında Josko Gravner Gürcistan’dan kil küpler getirtti, onları mahzenine gömdü ve beyaz üzümleri Şulaveri köylülerinin yaptığı gibi kabuklarıyla birlikte mayalandırdı. Batı’da bin yıldır unutulmuş olan kehribar şarap evine döndü. 2013’te UNESCO kvevriyi insanlığın ortak mirası olarak tanıdı; bu hikâyenin başladığı Gürcistan da kendini yeniden işin merkezinde buldu.

İklim haritayı bir kez daha yeniden çiziyor. Hasat daha erken geliyor, alkol yükseliyor; asma kuzeye ve yukarılara, Kent’e ve Sussex’e, Alplere, İskandinavya’ya doğru ilerliyor. Anadolu’da ise yabani üzümün ilk evcilleştirildiği dağlara bakan bağlarda üreticiler, dedelerinin söküp attığı çeşitleri yeniden dikiyor. Sekiz bin yıl, tek kadeh ve o kadeh henüz dolmadı.

  • Beaujolais’de kimyager Jules Chauvet’nin izinden gidenler (Marcel Lapierre, Jean Foillard ve diğerleri) katkısız şarabı yeniden canlandırdı ve doğal şarap akımını başlattı.
  • Friuli’de Josko Gravner ve Stanko Radikon beyaz üzümleri Gürcü kvevrilerinde kabuklarıyla birlikte mayalandırmaya başladı ve turuncu şarap diye de bilinen kehribar şarabı yeniden canlandırdı.
  • Gürcistan’ın kvevri şarapçılığı 2013’te UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı.
  • Avrupa’da hasat artık 1980’lere göre haftalar önce başlıyor. Kent’te köpüklü şarap yapılıyor, bağlar bir zamanlar akla gelmeyecek yüksekliklere tırmanıyor.
  • Anadolu’nun yerli üzümleri Öküzgözü, Boğazkere, Kalecik Karası ve Narince, asmanın ilk evcilleştirildiği bölgenin ta kendisinde yeniden keşfediliyor.

Şarap, suyla bir arada tutulan güneş ışığıdır.

Galileo Galilei’ye atfedilir